30 Nisan 2016 Cumartesi

Kısa saçını göremeden

27 yıl sonra hayata daha sıkı sarılmıştım halbuki ben. artık derinlere dalmak yerine sığ sularda yüzüyordum. korkuyordum boğulmaktan, boğulup gitmekten. çok da iyi yüzerdim elbet ama istemiyordum, istemiyordum gerçekten. çünkü o sonsuz deniz, o çok sevdiğim deniz bana bir parçasını vermişti. kendisini. kendisinin bir parçasını, bir damla'sını. mutlu olmuştum, mutluydum. mutluyduk. daha da mutlu olmak istedim, değiştirdim kendimi. artık sığ suların adamıydım, derinliklerin altında şarkı söylediğim arkadaşlarımdan uzak. tek damla bana yeter diye düşündüm. yetti de. yetti, hatta fazla geldi. boyumu geçmeye başladığı zamanlar oldu ama bir şekilde üstesinden geldim. zorluklar daha da arttı, ben daha da çok denedim. damla, deniz olmuştu. dalgaları, yüzüme çarpıyor beni derinliklerine çekiyordu. çok yorulmuştum, yüzemiyordum... ama yine de deniyor, çabalıyordum. "çabaladım, çabaladım, uğraştım. bitap düştüm..." bırakmıştım kendimi. yutmasını, derinliklerinde kaybolmayı bekledim. turuncu vitaminin bardağın dibine çöküp çözünmesi, kaybolması gibi, önce en derine indim sonra kayboldum. tadım vardı belki o damlanın içinde ama ben yoktum. ben orada olduğumu bilsem de, kendisi yok etmişti beni. kaybolmuştum.



3 yorum:

Sliwer dedi ki...

Kaybolmak da hayatın bir parçası aslında, önemli olan denizde batacağım, çapasız kaldım diye korkacağına kendin çapa olup kurtulmak sanki.

Magnum dedi ki...

Kurban psikolojisini iliklerime kadar yaşıyorum.

Canay dedi ki...

güzel yazı