İnsan bazen kendi hayatının içinde yürürken aslında ne kadar gürültü yaptığını fark etmiyor. Sürekli düşünceler, planlar, korkular, beklentiler… Zihnin içinde hiç susmayan bir kalabalık var. Ve çoğu zaman bu kalabalığın içinde insanın kendi sesi bile kayboluyor.
Ama denizin kenarında oturduğum zamanlarda başka bir şey oluyor. Deniz konuşmuyor ama bir şekilde insanın içindeki gürültüyü susturuyor. Dalgalar kıyıya vuruyor, geri çekiliyor. Aynı hareket binlerce yıldır tekrar ediyor. İnsan o ritmi izlerken farkında olmadan kendi iç ritmini de hatırlıyor.
Belki de insanın en büyük yanılgısı her şeyi kontrol edebileceğini sanması. Oysa hayat, deniz gibi bir şey. Ne kadar plan yaparsan yap, bir dalga gelir ve yönünü değiştirir. Bazen bunu bir kayıp olarak görürüz, bazen bir kırılma olarak. Ama yıllar sonra dönüp baktığımızda aslında o dalganın bizi bambaşka bir kıyıya getirdiğini fark ederiz.
Zamanın ilginç bir tarafı var: İçindeyken ağırdır, geriye dönüp baktığında ise neredeyse görünmez olur. İnsan yıllarını planların içinde geçirir ama hatırladığı şeyler genellikle planlar değil, anlar olur. Bir gün batımı, bir cümle, bir bakış, ya da denizin kokusu.
Belki de hayatın anlamını büyük cevaplarda aramak baştan bir hata. İnsan bazen cevap aradıkça daha fazla kayboluyor. Çünkü bazı şeyler anlaşılmak için değil, sadece yaşanmak için var.
Deniz bunun en iyi hatırlatıcısı. Onu anlamaya çalıştığında sonsuz görünüyor. Ama sadece oturup baktığında tuhaf bir huzur veriyor.
Belki de insanın yapması gereken şey tam olarak bu:
Her şeyi çözmeye çalışmaktan biraz vazgeçmek.
Çünkü bazı soruların cevabı yoktur.
Bazılarının cevabı ise yalnızca zamanın içindedir.
Ve bazı şeyler…
Sadece denize bakarken anlaşılır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder